29 Aralık 2012 Cumartesi

Şiir - Sakarya - Necip Fazıl KISAKÜREK

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?


İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.              İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,           Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;                   Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.                  Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;              Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!                      Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;                        Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?                     Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;                 Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?                  Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!  
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?              Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;  
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!                       Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!  
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;                Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.                    Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,                    Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!                   Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

22 Aralık 2012 Cumartesi

Şiir - Uyan Ey Gözlerim - III. Murat

uyan ey gözlerim gafletten uyan
uyan uykusu çok gözlerim uyan
azrail’in kastı canadır inan
uyan ey gözlerim gafletten uyan
uyan uykusu çok gözlerim uyan

seherde uyanırlar cümle kuşlar
dill-u dillerince tesbihe başlar
tevhid eyler dağlar, taşlar, ağaçlar
uyan ey gözlerim gafletten uyan
uyan uykusu çok gözlerim uyan

semâvâtın kapıların açarlar
mü’minlere rahmet suyun saçarlar
seherde kalkana hülle biçerler
uyan ey gözlerim gafletten uyan
uyan uykusu çok gözlerim uyan

bu dünya fanidir sakın aldanma
mağrur olup tac-u tahta dayanma
yedi iklim benim deyu güvenme
uyan ey gözlerim gafletten uyan
uyan uykusu çok gözlerim uyan

benim, murad kulun, suçumu affet
suçum bağışlayıp günahım ref’et
rasûl’ün sancağı dibinde haşret
uyan ey gözlerim gafletten uyan
uyan uykusu çok gözlerim uyan

Şiir - Zulmü Alkışlayamam - Mehmet Akif ERSOY

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım! ...
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticanın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?

Şiir - Bir Gece - Mehmet Akif ERSOY

On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
Lâkin o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!
Nerden görecekler? Göremezlerdi tabî'î:
Bir kere, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi;
Bir kere de, ma'mure-i dünyâ, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin
Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.

Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada kurtardı insanlığı o ma'sum,
Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;
Zulmün ki, zevâl akılına gelmezdi, geberdi!
Âlemlere, rahmetti, evet, Şer'-i mübîni,
Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep;
Medyûn ona cem'iyyeti, medyûn ona ferdi.
Medyûndur o ma'sûma bütün bir beşeriyyet...
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.
 

23 Nisan 2012 Pazartesi

Dua

Dua ile alay eder onu küçümser misin,
Dua nelere kadir nereden bileceksin?
Gecenin okları şaşmaz ama,
Zamanı vardır.
Ulaşır yerine saati dolduğunda
Rabbim istemezse tuta okları,
Kaderin hükmü varsa açar yolları. (alıntı)

Gözyaşı

Gözyaşı tüm günahlarımızı yıkadı. Gözyaşı yedi kat gökler gibi gözlerimizin önüne gerilen vehimleri yıkayarak eritti. Hayal olan eşyanın arkasındaki hakikat gözüktü, yaşlı gözlerle Levhi Mahfuz okundu.

Gözyaşı şikayettir, ama zayıflar ve korkaklar için. Olgun gönüllerin şikayeti sadece sabırdır. Gözyaşı duadır ancak ümitsizler için.

Gözyaşı şükrandır, var olan her şeye minnettar gönüller, tüm varlıkları onunla selamlarlar. Şükran her varlığın içine dolup yine ondan taşmaktadır. Herşey öldükten sonra yine her şeyde doğmaktadır. Rabbi her şeyde karşılamaktır. Gözyaşı bizi her şeyle birleştiren bizdeki sonsuzluktur. Gözyaşında Allah görünenleri görmüyor musun?

Gözyaşı ummandır. Rahmet ummanında dalıp da onda ıslanmayan kuru gözler hiç göebilir mi? Bir damlada bir umman barındıran insan, taşıp taşıp kendine dolmadıkça aklın karanlıklarında gömülmeye mahkumdur. Gözyaşı sonsuzluğun temas ettiği gözlerden fışkıran ummandır. Gözyaşı ölümlerden koruyucu ilahi iksirdir; onu doya doya iç ki, hayat bulasın!

Gözyaşı ilhamdır. Gerçekten gelen işaret, Allah'tan gelen haberdir. Okuyamadığını onunla okursun. Ağaç mı, bülbül mü, sevda mı nedir gördüklerin? Hayır Rabb'in gözyaşlarıdır onlar. Gözyaşı ile bakan, Rabb'ini her şeyde aşikar görür. Kuru göz kör değil de nedir? Her şey Bir şey'den ibaretken, Dünya'ya gelip de onu görmeden gidenlere yüzbinlerce esef! yazık onlara, yazık ölü canlara! (Var olmak 112)

6 Nisan 2012 Cuma

Şiir - Bana sor sevgili kâri - Mehmet Akif ERSOY

Bana sor sevgili kâri ; sana ben söyliyeyim,
Ne hüviyyette şu karşında duran eş´ânm;
Bir yığın söz ki, samîmiyyeti ancak hüneri;
Ne tasannu´ bilirim, çünkü, ne san´atkârım.
Şi´r için "göz yaşı" derler; onu bilmem, yalnız,
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyliyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!
Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zîrâ onu yazdım iki söz yazdımsa

17 Şubat 2012 Cuma

Bir gün bir derviş,

Bir kucak dolusu elma ile bayırlar aşan bir genç kıza rastlamış…
Bozkırın sıcağında yorgunluktan al almış kızın yanakları..

“Nereye gidersin? Ne doldurdun kucağına?”
Diye sormuş derviş.

Uzak bir tarlayı işaret etmiş kız:
“Sevdiğim çalışıyor orada…
Ona elma götürüyorum.”

“Kaç tane” diye soruvermiş derviş.

Kız şaşkın:

“İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?” deyivermiş..

Ve usulca koparıvermiş derviş elindeki tespihin ipini!

4 Şubat 2012 Cumartesi

OLABİLDİĞİ KADAR OLSUN           
“Seviyorum” diyebilecek kadar cesaretimiz olsun.
Kalbimize sığdıramayacağımız kadar şefkatimiz,
Yüreğimizde saklanamayacak kadar çok gözyaşımız olsun.
Hayatımıza kattığımız gürültüler kadar sessizliğimiz,
Sessizliğimizde anlam bulan düşüncelerimiz kadar sesimiz,
Karamsarlığımızı huzura dönüştürecek içten dualarımız olsun.

Yusuf kadar iffetli nefislerimiz,
Yakup kadar sabırlı bekleyişlerimiz,
Meryem kadar masum duruşlarımız,
Muhammed’i (s.a.v) temsil edecek kadar samimi inancımız olsun.


Hayat kadar düşünülen ölümümüz, 
Ölüm kadar anlamlaştırılan hayatımız,
Umutsuzluklarımızdan daha çok umudumuz olsun.
Hırslarımız kadar sorumluluğumuz,
Özlemlerimiz kadar bekleyişlerimiz,
Unuttuklarımız kadar hatırladıklarımız,
Umduklarımızdan daha çok bulduklarımız olsun.
Alıntı 

26 Ocak 2012 Perşembe

Ömür

ÖMÜR
Bir veda değil midir her nefes?
Akan zaman, çalan saat, ölümden ses...
Akıl başka söyler, başkadır heves...
Fani kısa faydasız olmasın ömür
Kabirden başka bir yer, mekan var mıdır?
Para, şöhret şan, söyle yar mıdır?
Bir metre çukurda son bulur ömür...
Adımlasak ömrü belki üç adım
Dostluğa açım, Hakka susadım
Allahın rızası almak muradım
Bir kefen değil mi sonu su ömrün
Ta ademden bu yana çağırır ölüm
Sızlıyor yüreğim, acıyor gönlüm
Öyle de böyle de BİTİYOR ÖMÜR.! (alıntıdır..)